18 Haziran 2015 Perşembe
14 Mart 2015 Cumartesi
Awesome YouTube Channel: Kurz Gesagt - In a Nutshell
21 Temmuz 2014 Pazartesi
Have You Passed Through This Night?
Have you ever felt great when you loved a song and found out that it had been used in the movie that is in your to-watch list? Somehow I feel complete when I find such coincidences. I was planning to watch "The Thin Red Line" in this week and found out that my favorite track in Those Who Tell the Truth Shall Die, Those Who Tell the Truth Shall Live Forever album has a passage from The Thin Red Line! I feel awesome. Listen this. You're welcome.
9 Mart 2014 Pazar
The Day I Left World for Only One and Half Hour and Still Worth It.
Today was very hot in Singapore. Not surprising, yes I admit. But today was one of the hottest one in recent days. However there was Northern breeze that had came all the way from Iceland. It made me feel alive for one and half hour. I am talking about Olafur Arnalds. He is multi-instrumental musician and considered as the pioneer of electronic-classical music combination. And this unique personality performed six pieces at Esplanade Concert Hall with his three awesome accompanists. Especially the Icelandic beauty who plays violin was flawless.I don't remember when I discovered his music but what I am sure is it is helping me to forget time and space and makes me feel like I've just escaped from Schrödinger's box, where cat is still captive, without breaking the poison bottle; noone knows whether I am still inside or not.
He was extremely polite. I was surprised at first but one second later I whispered myself: "How come a person who can compose beyond-world songs can be rude?". I nodded.
Here are some pictures from the concert. I don't like to be involved in advertisement but this guy deserves it. And in such a capitalist world I am willing to do this for him. Check his masterpieces at YouTube. You will not regret.
And also a lousy video in which he sends gratidudes to his grandma who had passed away couple of years ago.
20 Ağustos 2012 Pazartesi
Haluk'un İnancı
Kutsal ve yüce; ona vicdanımla inandım.
Yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,
Ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.
Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne de melek var;
Dünya dönecek Cennete insanla, inandım.
Yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
Ben buna Tevrat'la, İncil'le, Kuran'la inandım.
Tekmil insanlar kardeşi birbirinin... bir hayâl bu!
Olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.
İnsan eti yenmez; "oh" dedim içimden, "ne iyi",
Bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.
Kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık
Kan ateşidir; sönmeyecek kanla, inandım.
Elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından
Aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna inandım.
Aklın, o büyük sihirbazın, hüneri önünde
Yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.
Karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,
Patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.
Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir
Yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.
Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Bilim gücüyle olacak ne olacaksa... inandım.
27 Ocak 2012 Cuma
Ölüm Üzerine Anlık 27.01.12
19 Aralık 2011 Pazartesi
Anlık
Tutucu bir insan değilim, hatta çevremi rahatsız eden bir geniş görüşüm var fakat birkaç gündür kafama takılan bir nokta var ve nedense bu gözlemim beni rahatsız etti. Birlikte olunan kişiye söylenen “güzel” sözler aslında ne kadar o kişiye ve sadece o kişiye söyleniyor? Türk filmlerinden aşina olunan ve dalga geçilen “ Bunu kimbilir daha önce kaç kıza söyledin?” repliği üzerine felsefi bir tartışma başlatmak niyetim. Aksi takdirde bu durumun beni neden rahatsız ettiğini anlayamayacağım.
İnsanlar birileriyle olur, ilişki biter, yenisi başlar bunların olağan süreçler olduğunu düşünüyoruz. Her bir yaşanan ile birlikte daha önce bize ait olmayan kelimeler, cümleler lügatımıza giriyor veya yeni bilgiler öğreniyoruz. Kötü senaryo ise hiçbir değerin insana katılmadığını hissetmek olsa ki bu ayrı bir konu.
Sizden önce”kine” söylenen sevgi sözcükleri size söylendiğinde acaba bu sözcükler sadece sevgi taşıyıcıları mı yoksa beraberinde farklı durumlarda kullanıldıkları “hatıraları” da taşıyorlar mı? “Sözcükler özgürdür!” diye bağırabilirsiniz fakat ben her bir sözcüğün söylenirken kullanıldıkları durumdaki enstanteneleri de taşıdıkları düşüncesindeyim.
Ne demek yani bu? Demek istiyorum ki sözcükler hafif değil, omuzlarında oldukça ağır bir anı kütlesiyle dolaşıyorlar ve sadece sizi o anda özel hissettirdikten sonra işlerini yapmak üzere başka yerlere göçüyorlar. O yüzden aslında “Bana bir kere bile beni sevdiğini söylemedin” diyen kişi aslında çok özel bir konumda olduğunu hissetmekten acizdir diyebiliriz. Evet denebilir sanırım.
Şimdi bunu monogamiye bağlayanlar çıkabilir ama kendini özel hissetmek isteyenler açısından durum daha da vahim. Bir zamanlar bir arkadaşım “ Her birlikte olduğum biriyle birlikte ruhumdan bir parça eksiliyor” demişti. Sözcükler açısından bakarsak durum bu boyutta değil. Durum şu ki, sözcükler sadece sizlerin değil bütün insanlığın. En azından o dili kullanan insan grubunun. Yani bir kişinin hayat süresinden daha uzun süre varoluyolar ve daha çok kişi için kullanılıyorlar. “Zeytinim” kelimesini (Neden bu kelimeyi seçtim bilmiyorum) sizden 1 asır önce yaşamış biri sevdiği için kullanmış olabilir. Durum vaziyet bu olunca ve eğer özel hissetme takıntısı yaşayan biriyseniz sanırım dilbilimci-romantik bir sevgili işinizi görebilir. Bu kişinin yeni kelime üretme kapasitesi sizi özel hissettirebilir. Neyseki böyle birini bulamayanlar için dilin evrimi de benzer bir işlevi görüyor tabi bu yine sadece ve sadece size özel olmuyor sadece bulunduğunuz zaman aralığını ve dolayısıyla sözcüğün başka birileri içinde kullanılmış olma olasılığını düşürüyor.
Bu durum beni niye rahatsız ettiye gelirsek sanırım özel hissetme ihtiyacı bütün dindar kesimde olduğu gibi bende de var. Ee ama ben dindar değilim? Sanırım hatlar karıştı. Bunun sebebi Christopher Hitchens öldükten sonra dünyadaki dinsiz yoğunluğunun azalmaya başlaması olabilir ( Bu arada huzur içinde yat Christopher).




