9 Mart 2014 Pazar

The Day I Left World for Only One and Half Hour and Still Worth It.

Today was very hot in Singapore. Not surprising, yes I admit. But today was one of the hottest one in recent days. However there was Northern breeze that had came all the way from Iceland. It made me feel alive for one and half hour. I am talking about Olafur Arnalds. He is multi-instrumental musician and considered as the pioneer of electronic-classical music combination. And this unique personality performed six pieces at Esplanade Concert Hall with his three awesome accompanists. Especially the Icelandic beauty who plays violin was flawless. 

I don't remember when I discovered his music but what I am sure is it is helping me to forget time and space and makes me feel like I've just escaped from Schrödinger's box, where cat is still captive, without breaking the poison bottle; noone knows whether I am still inside or not. 

He was extremely polite. I was surprised at first but one second later I whispered myself: "How come a person who can compose beyond-world songs can be rude?". I nodded.

Here are some pictures from the concert. I don't like to be involved in advertisement but this guy deserves it. And in such a capitalist world I am willing to do this for him. Check his masterpieces at YouTube. You will not regret.








And also a lousy video in which he sends gratidudes to his grandma who had passed away couple of years ago.




20 Ağustos 2012 Pazartesi

Haluk'un İnancı

Dün internete bağlanamadığımdan bugüne kalmış olan bir şiiri paylaşacağım. Dün Tevfik Fikret'in 97. ölüm yıldönümü idi. İnternette gezinirken rast geldiğim ve çok hoşuma giden bir şiiri paylaşmak istiyorum. Tevfik Fikret'in dünya görüşünü ve aynı zamanda istek ve dileklerini yansıtan bu şiiri çok beğendim. İyi okumalar.



Bir yaratıcı güç var!  ulu ve akpak,
Kutsal ve yüce; ona vicdanımla inandım.

Yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,
Ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.

Şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne de melek var;
Dünya dönecek Cennete insanla, inandım.

Yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
Ben buna Tevrat'la, İncil'le, Kuran'la inandım.

Tekmil insanlar kardeşi birbirinin... bir hayâl bu!
Olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.

İnsan eti yenmez; "oh" dedim içimden, "ne iyi",
Bir an için dedelerimi unuttum da, inandım.

Kan şiddeti besler, şiddet kanı; bu düşmanlık
Kan ateşidir; sönmeyecek kanla, inandım.

Elbet şu mezar hayatı zifiri karanlığın ardından
Aydınlık bir kıyamet günü gelecek, buna  inandım.

Aklın, o büyük sihirbazın, hüneri önünde
Yok olacak, gerçek dışı ne varsa, inandım.

Karanlıklar sönecek, yanacak hakkın ışığı,
Patlayan bir volkan gibi bir anda, inandım.

Kollar ve boyunlar çözülüp, bağlanacak bir bir
Yumruklar şangırdayan zincirlerle, inandım.

Bir gün yapacak fen şu kara toprağı altın,
Bilim gücüyle olacak ne olacaksa... inandım.
 
Tevfik FİKRET

27 Ocak 2012 Cuma

Ölüm Üzerine Anlık 27.01.12

Farkında olmadan ölümle her an yan yana yaşıyoruz. Çizginin diğer ucuna geçtiğimizde “ölmüş” oluyoruz diğer tarafında “canlı”. İnternet bazlı sosyal yaşamın olmadığı zamanlarda geride bir eser bırakabilmiş olanlar, o eserler okunarak hatırlanırdı. O kişiyi şahsen tanıyan tanımayan herkes okur ve bir anlamda yaşatırlardı. Fakat bu eserlerin, hiçbir zaman okunan kişi tarafından bir insanın elinden çıkmış olduğu gerçeği hissedilmez. Evet birileri yazmıştır ve o kişi şuan yoktur, bunun bilincindedir okuyucu fakat her satırında bunu hissedemez çünkü resmidir, çünkü üstünde düşünülerek yazılmıştır, çünkü “yapaydır”. İnternet bazlı sosyal medya ile beraber, bütün insanlığın tek tek her birinin, anlık duyguları ve bu duyguların taşıyıcıları cümleleri kaydediliyor. Ölümünden 2 gün önce yazdığı küçük bir cümle bizi (beni) yazmış olabileceği bir kitaptan daha çok etkiliyor. Her bir insanın birçok anı insanlığın ortak hafızasına kaydediliyor ve bir kez daha ölümle ne kadar yan yana yaşadığımızın “farkına” varmamızı sağlıyor. Fakat bu farkındalık da doğamızın bir getirisi olarak, geçici oluyor.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Anlık

Tutucu bir insan değilim, hatta çevremi rahatsız eden bir geniş görüşüm var fakat birkaç gündür kafama takılan bir nokta var ve nedense bu gözlemim beni rahatsız etti. Birlikte olunan kişiye söylenen “güzel” sözler aslında ne kadar o kişiye ve sadece o kişiye söyleniyor? Türk filmlerinden aşina olunan ve dalga geçilen “ Bunu kimbilir daha önce kaç kıza söyledin?” repliği üzerine felsefi bir tartışma başlatmak niyetim. Aksi takdirde bu durumun beni neden rahatsız ettiğini anlayamayacağım.

İnsanlar birileriyle olur, ilişki biter, yenisi başlar bunların olağan süreçler olduğunu düşünüyoruz. Her bir yaşanan ile birlikte daha önce bize ait olmayan kelimeler, cümleler lügatımıza giriyor veya yeni bilgiler öğreniyoruz. Kötü senaryo ise hiçbir değerin insana katılmadığını hissetmek olsa ki bu ayrı bir konu.

Sizden önce”kine” söylenen sevgi sözcükleri size söylendiğinde acaba bu sözcükler sadece sevgi taşıyıcıları mı yoksa beraberinde farklı durumlarda kullanıldıkları “hatıraları” da taşıyorlar mı? “Sözcükler özgürdür!” diye bağırabilirsiniz fakat ben her bir sözcüğün söylenirken kullanıldıkları durumdaki enstanteneleri de taşıdıkları düşüncesindeyim.

Ne demek yani bu? Demek istiyorum ki sözcükler hafif değil, omuzlarında oldukça ağır bir anı kütlesiyle dolaşıyorlar ve sadece sizi o anda özel hissettirdikten sonra işlerini yapmak üzere başka yerlere göçüyorlar. O yüzden aslında “Bana bir kere bile beni sevdiğini söylemedin” diyen kişi aslında çok özel bir konumda olduğunu hissetmekten acizdir diyebiliriz. Evet denebilir sanırım.

Şimdi bunu monogamiye bağlayanlar çıkabilir ama kendini özel hissetmek isteyenler açısından durum daha da vahim. Bir zamanlar bir arkadaşım “ Her birlikte olduğum biriyle birlikte ruhumdan bir parça eksiliyor” demişti. Sözcükler açısından bakarsak durum bu boyutta değil. Durum şu ki, sözcükler sadece sizlerin değil bütün insanlığın. En azından o dili kullanan insan grubunun. Yani bir kişinin hayat süresinden daha uzun süre varoluyolar ve daha çok kişi için kullanılıyorlar. “Zeytinim” kelimesini (Neden bu kelimeyi seçtim bilmiyorum) sizden 1 asır önce yaşamış biri sevdiği için kullanmış olabilir. Durum vaziyet bu olunca ve eğer özel hissetme takıntısı yaşayan biriyseniz sanırım dilbilimci-romantik bir sevgili işinizi görebilir. Bu kişinin yeni kelime üretme kapasitesi sizi özel hissettirebilir. Neyseki böyle birini bulamayanlar için dilin evrimi de benzer bir işlevi görüyor tabi bu yine sadece ve sadece size özel olmuyor sadece bulunduğunuz zaman aralığını ve dolayısıyla sözcüğün başka birileri içinde kullanılmış olma olasılığını düşürüyor.

Bu durum beni niye rahatsız ettiye gelirsek sanırım özel hissetme ihtiyacı bütün dindar kesimde olduğu gibi bende de var. Ee ama ben dindar değilim? Sanırım hatlar karıştı. Bunun sebebi Christopher Hitchens öldükten sonra dünyadaki dinsiz yoğunluğunun azalmaya başlaması olabilir ( Bu arada huzur içinde yat Christopher).

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Misafirperverliğin Altında Yatan Neden

Misafirperverlik, doğu toplumlarında genellikle görülen ve batı tarafından hoş karşılanan bir davranıştır. Neden eve gelen insanları hoş karşılamak ister insan? Onları çok sevdiğinden mi? İnsanların yakınları için bunun geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta sevdiğimiz insanların evimizde rahatça vakit geçirmelerini isteriz. Bunun psikolojik sebepleri arasında "bizden olanları" mutlu etmek isteği olabilir. Benim asıl merak ettiğim ise bu değil. İlgimi çeken nokta; ilk kez tanıştığımız kişileri, tanrı misafirlerini memnun etme isteğimiz. İnsanın içinde bulunduğu kültür bunu normal gösteriyorsa elbette kişi, bu davranış örüntüsüne sahip olacaktır. Peki, bu davranış neden ortaya çıkmış olabilir? Yani insan neden ilk kez tanıştığı kişilere aşırı derecede ilgi ve sevgi ( gerçek veya değil) göstermek ister?

İlk olarak, verilen aşırı ziyafetlerin bir statü göstergesi olduğu düşüncesindeyim. Birçok çeşit yemekler, o yemekleri alabilme gücünü dolayısıyla zenginliğin göstergesi. İkinci olarak gösterilen aşırı ilgi ve nezaketin kişinin kompleksli olduğunu gösterdiğini düşnüyorum. Toplum tarafından veya o an içinde bulunduğu kalabalık tarafından kabullenme isteği, kişinin topluluğa olan aşırı nezaketiyle sağlanabilir. Kişinin elinden kendini başka bir şekilde ispatlama gelmiyorsa yapabileceği tek şey göstereceği nezakettir.

Bu durumu turistlere gösterilen aşırı nezaketten de anlayabiliriz. Dışarıya karşı olan ezilmişlik, onlara karşı gösterilen aşırı nezaket ile giderilmek istenir. Çünkü duruşu olmayan insanın tek güvencesi yüzündeki sırıtmasıdır.

Bu sırıtış ve yalakalık o kadar çok midemi bulandırıyor ki, bu tür insanları gördüğüm yerde oradan derhal ayrılmak istiyorum. Misafirperverlik, kendi statünü gösterme amacından başka birşey olmadıkça benim gözümde yüce bir değeri yok. Bu davranış kendi reklamını yapmanın toplum tarafından kabul görmüş hali aynen imam nikahının toplum tarafından kabul edilmiş zina olması gibi.

17 Temmuz 2011 Pazar

Acınası


Düşünüyordum, acaba bir insanın hayatını acınası yapan şey nedir?” diye. Fakirlik mi, karaktersizlik mi, istediği bir işte çalışamaması mı? Bunların hepsinin bir şekilde katlanabilir olduğuna kanaat getirdim, ve asıl ezik bir yaşamın ne olduğunu buldum. Bu duyguyu hissettiğiniz ve kendinizden emin olduğunuz zaman intihar etmenin de en iyi ilaç olduğunu düşünmekteyim.

Akineton, parkinson hastalarının kullandığı bazen de ruhsal rahatsızlığı olan kişiler için verilen ağır bir ilaçtır. Alkol ile kullanımı sonucu anılarınızın silinmesine yol açar. Anıların silinmesi... Sizi siz yapan nedir? Size isminiz sorulduğunda verdiğiniz cevap aslında bir kaç harften oluşabilir ama aslında sizin o anki yaşınıza kadar olan anılarınızı kapsıyor. Neden fotoğraf çekersiniz? Güzel anıları saklamak ve her baktığınızda ders çalışırmışçasına hafızanızda yenilemek için.

Kendinize şu soruyu sorduğunuzda ne cevap veriyorsunuz? “Bütün anılarım silinse bu beni mutlu eder mi?”. Bu aslında tuzak bir soru, sonuçta silinse siz silindiğini bilmeyeceksiniz ama farz edelim ki hafızalarınızın silinmemiş kopyası olan siz, uzaktan fabrikadan yeni çıkmış “size” bakıyorsunuz. Mutlu olur musunuz?

Evet, bu soruya cevap olarak evet diyen insanlardı benim gözümde acınası olan. Düşünsenize hayatta hiçbir anısı mutlu olmayan, kötü olaylarından ders çıkaramamış bir insansınız ve anılarınızın silinmesini isteyerek kendinizi resetlemek istiyorsunuz. Hayatta bundan daha acınası bir durum var mı acaba? O kadar boş gelip gitmişsiniz ki, sizin için anıların silinmesi birşey ifade etmiyor.

Gerçekten, eğer bir gün böyle bir yaşam geçirdiğinden ve geçirmekte olduğundan emin olursa insan, yapacağı en güzel şey sanırım hayatına son vermek olacaktır.

14 Temmuz 2011 Perşembe

13 14 07 11


Türkiye’nin Kürdistan İşçi Partisine karşı olan ‘savaşında’ yine şehit verildi, 13 tane.

Haber kanallarında CNN, BBC’de çıkan spikerler ile yarışabilecek olan spikerler yüzlerinde hiçbir üzüntü ifadesi olmadan haberlerini gayet objektif bir şekilde sunup ‘yarın görüşmek üzere’ diyerek veda ediyorlar. Bunda kızılacak bir durum yok, tanımadığımız kişiler için üzülmek sadece evrimsel psikolojimizin izin verdiği kadar mümkündür. Dahası, sürekli bir olayı, karakterleri değiştirerek insanların önüne sunduğunuz takdirde artık alışkanlık yapar ve tepki katsayısı azalır. Patriotizmin öldüğü bu yüzyılda hala patriotizm ile ortaya karışık evrenselliği yutturmaya çalışınca ortaya tadı iğrenç olan bir yemek çıkıyor.

Öbür dünya anlayışı olduğu müddetçe insanın bu dünyadaki değeri azalır. Ölen 13 askerin şuan cennette olduğu düşüncesi bizleri rahatlatır ve sonraki şehitler için zemin hazırlar. İkinci bir yaşamın olduğu düşüncesi, bu yaşamın değerinin azalmasına yol açar. Belki de insan nüfusunu arttıran da bu düşüncedir. Ölenlerin aslında ölmediği ve mutlu olduğu düşüncesi, onların ölümlerine yol açan durumlar için yeni adaylar yetiştirmemizi sağlar. ‘Bir çocuğum olsa onu da yollardım’ veya ‘ Yine olsa yine yaparım’ bu düşüncelerin ürünleridir ve bu hastalıklı zihniyet terkedilmediği sürece ölenlerin bir değeri kalmayacak ve ölümler devam edecektir.

Herkes ayakta, herkes bağırıyor. Peki yarın ne olacak? Herşey unutulacak. Bana hatırladığınız bir şehit ismi söyleyebilir misiniz? Hepsinin askerde çekilmiş fotolarını ölümlerinin ardından gördünüz ve unuttunuz. Evet unutulur çünkü arkadan gelen var çünkü bu artık normal bir durum. ‘İç dinamiği var bu işin, dış dinamiği var’. Yok yok. Gerçekten dış güç falan yok bunları yaptıran. Sadece sizin zihniyetiniz sizi öldüren. Siz kendinizi öldürüyorsunuz kendi anlayışınızla, kendi hayatınızı değersiz yapan inançlarınızla.