kadın cinselliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın cinselliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2011 Pazartesi

İlişkiler Üzerine

Modern toplumlarda kadın-erkek ilişkisinin ne şekilde olması gerektiği hakkında bir çok farklı görüş mevcut.Bazıları iki tarafında her açıdan(ekonomik ve cinsel) serbest olmasını savunur ve bunu uygulasa da,bazıları da cinsel serbestliğin bir sınırı olması gerektiğini söylüyor.Gelişmemiş toplumlarda kadın-erkek ilişkisi diye bir ilişki olmadığından bunun incelenmesi aslında 20.yy antropolojisinin çalışma alanına giriyor; ilkel toplumlarda kadın-erkek ilişkisi.Dolayısıyla bu konu,yazı dışı bir konudur.

Modern toplumlarda her iki cinsiyet arasında ekonomik bir bağımlılık olmadığından ilişkiler,hoşlanma ve bunun ötesi bir durum olan evlilik ve çocuk sahibi olma isteği sonucu ortaya çıkıyor.Çocuk sahibi olmak istediği eş, fikirsel ve fiziksel tatmini yaşatan karşıt cins oluyor.Zaten sağlıklı seçim de bu yönde olmalıdır.Bunun dışındaki seçimler ya ortaya sağlıklı bir çocuk fakat sağlıksız bir aile ortamı getirir ya da tam tersi.

“İlişkiler nasıl olmalı?” sorusu aslında bu yazının ana problemi.Modern bir toplumda yaşayan çiftlerin ilişkilerinin kuralları var mıdır ya da olmalı mıdır?Çiftler arasındaki en büyük sorun bir tarafın diğer tarafı aldatmasıdır ve genelde ilişkinin bitimiyle sonlanır.Bir ilişki de her iki taraf birbirinin hayatına ne derece müdahale etmelidir?Kişilerin kendi özel hayatları bir de ilişki hayatları mı olmalıdır?

Son dönemde özellikle ünlüler arasında görülen trend,evlerde çiftlerin birbirlerinin yaşam alanlarını ayırması.Ünlülerin söylediklerine göre bu ilişkinin uzun ömürlü olmasını sağlıyor.Haklılar da.Eğer amaç uzun ömürlü bir ilişki ise çiftler birbirlerinin zevklerini,davranışlarını,isteklerini daha yavaş bir hız da keşfetmeliler.Bir ilişki de artık çiftlerin birbirlerinde ve/veya birlikte keşfedecekleri birşey kalmamışsa o ilişki kesinlikle sonlanır.Birbirlerinin hayatlarına müdahale etme ise ilişkinin erken evrelerinde çiftlerin birbirlerine duydukları sahiplenme duygusu sonucu ortaya çıkan bir durumdur.Bu durumda,birbirlerinin facebook veya binimum internetle ilgili şifreleri alınır,yakın çevresi ve arkadaşları tanınmaya çalışılır.Bunların hepsi iki tarafında hayatlarının birleşmesine sebep olur ve bu iki sonuç doğurabilir:

1.Hayatların ortaklaşması sonucu bu hayatları birbirinden koparmak zorlaşır dolayısıyla ilişki devam eder,

2.Taraflardan bir tanesi bu duruma karşı çıkar ve ilişki sonlanır.

Peki bu müdahale sorunu nasıl çözümlenmeli?Kişiler hayatlarındaki insanları sınıflandırmalılar.Bu sınıflar arasında geçişler olabilir ama bunların hepsini bir arada tutmaya çalışmak yanlıştır.İlişki hayatın merkezine yakın ama merkezinde olmamalıdır,bu her iki taraf içinde geçerli.Bir tarafın sahip olduğu arkadaşları diğer taraf illaki bilmeli diye bir yargıya varılamaz,taraf bunu isterse yapabilir.Bir zorlama söz konusu olmamalıdır.Hayatların bu şekilde ayrılmasından sonra diğer bir sorun ortaya çıkıyor: Anlık hoşlanmalar aldatmadan sayılır mı?Ya da anlık hoşlanma ile cinsel birliktelik aynı şey midir?Bu yazının yazarının düşüncesine göre anlık hoşlanmalar olmalıdır dahası kaçınılmazdır.Bir ilişkide her daim aynı şiddetle eş arzulanamaz.Bu anlık hoşlanmalar tarafların kendilerine olan özgüvenlerini de yerine getirecektir.Başkalarıyla cinsel birliktelik,eşler arasındaki eşitliğe uyulması koşuluyla olabilir.Aksi takdirde bu sömürüye girer ve bir tarafın ilişkide sömürülmesi ve ezilmesi modern toplumda kabul edilemeyecek bir davranıştır.

Bu yazının yazarının modern toplumlar için önerdiği ilişki düzeni şu an için fazla radikal görünebilir.Fakat zamanla değişen toplum düzeninde,özellikle kadınların ekonomik bağımsızlığı ile gelen cinsel bağımsızlık kadınların aslında tekeşli olmadığı gerçeğini gözler önüne sermiştir.Bu bazılarını rahatsız etse de her iki tarafta aslında çok eşlidir.Bir insanı zorla tek eşli yapma baskısı onun zihinsel bağımsızlığına da vurulan bir darbedir aslında.Toplumlarda önemli olan nokta ve değişmemesi gereken ahlak anlayışı kişilerin sömürülmemesi gerektiği olmalıdır.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Kadın Cinselliği,Sünneti ve Meritokrasi


Meritokrasi’nin kısaca tanımı şu şekilde yapılıyor:”Kişilerin vasıflarına göre görevlerine seçildiği oligarşik veya aristokratik yönetim şekli”.Meritokratik yönetimlerde önemli olan aile bağları veya “tanıdık birinin” olması değil kişinin gösterdiği yetenekleridir.Bu yeteneklerin eldesi kişinin şans eseri sahip olduğu genetik yapısı veya aldığı eğitim sonucu gelişebilir.Yapılan seçme testleri sonucu(Türkiye’de geçerli olan ilkel sadece yılda 3 saatinizi vererek geçtiğiniz testlerden bahsetmiyorum.ÖSS,KPDS,KPSS,ALES vb. bu amaca hizmet ediyor gibi görünse de aslında geçici bir çözüm önerisinden başka birşey olmamakla beraber gerçek seçim işlemini de gerçekleştirmezler.) elde edilen başarı ile göreve alım yapılır.Bu sistem hepimizin hayal ettiği ve adil olduğunu düşündüğümüz sistemdir.Peki bunun kadın cinselliği ile ilgisi nedir?


Canlılığın evrimi iki şekilde gerçekleşir:Birincisi canlının içinde bulunduğu çevrenin bilinçsiz etkilemesi ile geçirdiği değişim ki(uyum) bu doğal seçilim olarak adlandırılır.İkincisi ise dişinin seçim gücü ile erkeğin seçilimidir ve seksüel seçilim olarak adlandırılır(İnsanlarda seçilim gücü iki taraflıdır).Bilim dünyası Darwin’den bu zamana doğal seçilim ile oldukça haşır neşir iken,seksüel seçilime üvey evlat muamelesi yapılmış ve üzerinde elle tutulur değişiklikler yapılmamıştır.Bunda bilimcilerin cinselliğe kendi kişisel hayatlarında değer vermemelerinin etkisi olabilir.Seksüel seçilim teorisi ancak 20.yy’dan sonra merak uyandırmaya ve üzerinde düşünülmeye başlanmıştır.Dolayısıyla burada yazılanlar teorinin bilimsel kuvvetinden çok olasılığı düşük tahmin ve fikir yürütmeler olarak algılanabilir.


Doğal seçilim teorisi bize neden doğada en adapte olmuş olanın var olduğunu açıklarken,doğadaki müsrifliği açıklayamaz.En bilinen örnek tavus kuşunun “müsrif” tüyleri iken çardak kuşu erkeğinin sadece kur amaçlı yaptığı sanat eseri yuvalar pek bilinmemektedir.Bu yuvalar sadece dişiyi etkilemek için yapılır ve içinde cinsel ilişkiye girdikten sonra terk edilir.Bütün bu erkeklerin doğal seçilime göre müsrif görülen davranışları onların dişiler tarafından tercih edilmesi ve dolayısıyla kendi genlerini devam ettirebilmesi ile sonuçlanır.Doğal seçilime göre tavuskuşu tüyü enerji israfıdır fakat seksüel seçilime göre erkeğin uyum yeteneğinin göstergesidir.Çardakkuşunun mimari değeri olan yuva yapması doğal seçilime göre zaman kaybıdır;seksüel seçilime göre ise uyum yeteneğinin göstergesi.Aynı şekilde moonwalk kuşunun Michael Jackson’ın dansını hatırlatan dansı dişiler tarafından seçilmek için gösterdiği enerji kaybı olarak görülebilir.Bunun sonucunda dişiyi kazanabilir veya eli boş dönebilir.Kadını romantik bir yemeğe çıkaran erkeğin eve boş dönebilmesi gibi.


Hayvanlarda seksüel seçilim gözle görülür bir şekilde kadın yönetimindeyken;hayat ağacının mekanik bir dalı olan insanda bu durum biraz paylaşılmış görülmekte.Fakat perde arkasında talep eden ve erkekleri bu talebe göre şekillendiren yine kadın.Günümüzde nispeten kadının gücü azalsa da tarih de görülen tanrıça heykelleri ile(ironik bir şekilde mezopotamya’da) kadının o zamandaki yerini anlayabiliyoruz.Kadın doğurganlığı ile bereketi simgelemekte dolayısıyla gücün sembolü idi.Bir şekilde kadının bu yüce konumu alçaltıldı ve bunun sonucunda seçme gücü elinden alındı.Bu bir sürecin sonucu da olabilir planlanmış ve istenen bir durum da.Kadın sünneti bu gücün elinden alınmasının en belirgin göstergesi.Kadın sünneti(Female genital mutilation) temelde 3 çeşitte olmakla beraber Afrika’daki bölegelere göre çeşitlilik de gösteriyor.Amacı klitorisin ve bazen labia majora ve minoranın(büyük ve küçük dudaklar) alınması ve böylece kadının cinsel birleşmeden zevk alınmasının engellenmesi.İlk ne zaman görüldüğü bilinmemekle beraber Grek papirüslerinden İ.Ö 163 yılında Mısır’da kadın sünnetinin yapıldığı biliniyor.Kadının cinsel aktiviteden zevk alamaması erkeğin seksüel anlamda vasıflı veya vasıfsız olmasının anlaşılamaması demek.Hakim gücün kaybedilmesi ile bütün vasıfsız ve yeteneksiz erkeklerin egemenliği başlamış oluyor.Seksüel seçilimdeki güç dengesinin kayması hayatın diğer bölümlerinde de vasıfsızların yüksek kademelere gelmesinin önünü açıyor ve bunu normal gösteriyor.Bu nokta ise meritokratik yönetim şeklinin sona ermesi anlamına geliyor.Burada karşı çıkabilir ve seksüel anlamda başarının meritokratik yönetimde vasıflı olma ile ilgili olmadığını söyleyebilirsiniz.Burada anlatılan zaten seksüel açıdan başarılı olan her erkeğin vasıflı olduğu iddiası değil;kadının seçme gücünün hile ile elinden alınmasının normal karşılanması ile toplumun diğer alanlarında karşılaşılan haksızlıklara ve hilelere söz söyleyemememiz.Çünkü insanın daha en özel olaylarına hile karışmışsa toplum önünde olan haksızlıklara söz söylemesi beklenemez.

Sonuç olarak toplumda eğer “hak eden kazansın” cümlesinin geçerli olmasını bekliyorsak öncelikle seksüel seçilimde hak edenin kazanmasını sağlamalıyız.Bu ise özellikle müslüman toplumlarında kadının elinden alınan seçme gücünün tekrar kazandırılması ile mümkün olabilir.