29 Ekim 2010 Cuma

Göz Göze Gelmek

Göz Göze Gelmek

Günün yorgunluğunu atmak için veya arkadaşınızla dertleşmek için akşam saat 7 sularında dışarı çıkıyorsunuz.Her zaman gittiğiniz aynı yere gidip,aynı insanlarla selamlaşıp benzer yere oturup benzer içkinizi yudumluyorsunuz.Selamlaştığınız insanlar ve siz hemen hemen aynı sosyo-ekonomik gruptansınız.Belki siz onlara göre daha “anarşistsiniz” ya da daha ılımlı.Gecenin ilerleyen saatlerinde “ciddi” konularda konuşmaya başlarsanız belki de “ciddi” tartışmaların yaşanabileceği bir ortamdasınız.Yanlış anlamayın,ciddi tartışmalar ortaya çıkan beyin ürünlerinin çatışması değil,öğretilen ahlak değerlerinin çatışması olur genelde.Karşınızdaki tam bir anarşist kızdır;giyimiyle,saçıyla,makyajıyla.Ancak konuşma devam ettikçe onunda aslında nişanda Ankara havalarında el çırpan kız olduğu gerçeği yüzünüze tokat gibi çarpar.Ancak yine de ekonomik durumu sizinle benzer olan bu insanlarla simbiyotik bir ilişkiniz vardır.Toprak altında kalan kısımları benzemese bile toprak üstü kısımlar aynı yapıdan yapılmışlardır.7.6 ölçeğindeki bir deprem sizi sadece sallarken diğerlerini yıkabilir ancak şimdilik insan gözüyle aynı yapılarsınızdır.Bu durum ve vaziyetin olduğu bir ortamda şehrin “diğer” kesimlerine uğrayıp insan alan bir otobüs, bulunduğunuz yerin önünden geçer ve otobüsün nüfusunun %98inin erkek olduğu bir durumda biriyle göz göze gelirsiniz.Hayvan bahçesine gittiğinizde ilk defa gördüğünüz bir hayvana hayretle baktığınız andaki bakışlarınızı hayal edebiliyorsanız bu adamın bakışlarını da o şekilde hayal edebilirsiniz.O yerdeki duruma hiç alışkın olmayan ne olup bittiğini anlamayan ve şaşıran bir adamın bakışları.Fakat,bakışlarında bir şaşkınlığın yanı sıra alttan onu didikleyen bir ahlak sorgusu da aynı zamanda sizinle göz göze geliyor.Daha sonra mikro saniyede o ahlak sorgusunun yerini ,bu ahlaksız mekanın nimetlerinden yararlanıp ALLAH’INA tövbe etme isteği alıyor.İçi içini kemiriyor;ben neden orada değilim?,orada olmam ahlaksızlık mı?,Allahıma tövbe etsem günahım silinir mi?Fakat bunları düşünürken allahının herşeyini gördüğünü,işittiğini unutuyor.İnsan aklı işte herşeye ermiyor...

Gün bitmiş derin iletişim arayışı içerisinde iken göz göze gelmek 114 otobüsüyle.Beklediği o 60 sn’de adamın beynindeki düşüncelerin gözlerine yansıması.60 sn sonunda adamın düşüncelere dalışı ve aynı anda sizin dalışınız.Evet derin iletişim arayışı içerisinde masadan kalkmanız ve eve doğru yürümeniz.Soğuk havanın akciğerlere girmesi ve derin iletişimi kendi nöronlarınızın birbirleriyle yapması.Bir günün daha sona ermesi.İnsan aklının herşeye ermemesi...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Kadın Cinselliği,Sünneti ve Meritokrasi


Meritokrasi’nin kısaca tanımı şu şekilde yapılıyor:”Kişilerin vasıflarına göre görevlerine seçildiği oligarşik veya aristokratik yönetim şekli”.Meritokratik yönetimlerde önemli olan aile bağları veya “tanıdık birinin” olması değil kişinin gösterdiği yetenekleridir.Bu yeteneklerin eldesi kişinin şans eseri sahip olduğu genetik yapısı veya aldığı eğitim sonucu gelişebilir.Yapılan seçme testleri sonucu(Türkiye’de geçerli olan ilkel sadece yılda 3 saatinizi vererek geçtiğiniz testlerden bahsetmiyorum.ÖSS,KPDS,KPSS,ALES vb. bu amaca hizmet ediyor gibi görünse de aslında geçici bir çözüm önerisinden başka birşey olmamakla beraber gerçek seçim işlemini de gerçekleştirmezler.) elde edilen başarı ile göreve alım yapılır.Bu sistem hepimizin hayal ettiği ve adil olduğunu düşündüğümüz sistemdir.Peki bunun kadın cinselliği ile ilgisi nedir?


Canlılığın evrimi iki şekilde gerçekleşir:Birincisi canlının içinde bulunduğu çevrenin bilinçsiz etkilemesi ile geçirdiği değişim ki(uyum) bu doğal seçilim olarak adlandırılır.İkincisi ise dişinin seçim gücü ile erkeğin seçilimidir ve seksüel seçilim olarak adlandırılır(İnsanlarda seçilim gücü iki taraflıdır).Bilim dünyası Darwin’den bu zamana doğal seçilim ile oldukça haşır neşir iken,seksüel seçilime üvey evlat muamelesi yapılmış ve üzerinde elle tutulur değişiklikler yapılmamıştır.Bunda bilimcilerin cinselliğe kendi kişisel hayatlarında değer vermemelerinin etkisi olabilir.Seksüel seçilim teorisi ancak 20.yy’dan sonra merak uyandırmaya ve üzerinde düşünülmeye başlanmıştır.Dolayısıyla burada yazılanlar teorinin bilimsel kuvvetinden çok olasılığı düşük tahmin ve fikir yürütmeler olarak algılanabilir.


Doğal seçilim teorisi bize neden doğada en adapte olmuş olanın var olduğunu açıklarken,doğadaki müsrifliği açıklayamaz.En bilinen örnek tavus kuşunun “müsrif” tüyleri iken çardak kuşu erkeğinin sadece kur amaçlı yaptığı sanat eseri yuvalar pek bilinmemektedir.Bu yuvalar sadece dişiyi etkilemek için yapılır ve içinde cinsel ilişkiye girdikten sonra terk edilir.Bütün bu erkeklerin doğal seçilime göre müsrif görülen davranışları onların dişiler tarafından tercih edilmesi ve dolayısıyla kendi genlerini devam ettirebilmesi ile sonuçlanır.Doğal seçilime göre tavuskuşu tüyü enerji israfıdır fakat seksüel seçilime göre erkeğin uyum yeteneğinin göstergesidir.Çardakkuşunun mimari değeri olan yuva yapması doğal seçilime göre zaman kaybıdır;seksüel seçilime göre ise uyum yeteneğinin göstergesi.Aynı şekilde moonwalk kuşunun Michael Jackson’ın dansını hatırlatan dansı dişiler tarafından seçilmek için gösterdiği enerji kaybı olarak görülebilir.Bunun sonucunda dişiyi kazanabilir veya eli boş dönebilir.Kadını romantik bir yemeğe çıkaran erkeğin eve boş dönebilmesi gibi.


Hayvanlarda seksüel seçilim gözle görülür bir şekilde kadın yönetimindeyken;hayat ağacının mekanik bir dalı olan insanda bu durum biraz paylaşılmış görülmekte.Fakat perde arkasında talep eden ve erkekleri bu talebe göre şekillendiren yine kadın.Günümüzde nispeten kadının gücü azalsa da tarih de görülen tanrıça heykelleri ile(ironik bir şekilde mezopotamya’da) kadının o zamandaki yerini anlayabiliyoruz.Kadın doğurganlığı ile bereketi simgelemekte dolayısıyla gücün sembolü idi.Bir şekilde kadının bu yüce konumu alçaltıldı ve bunun sonucunda seçme gücü elinden alındı.Bu bir sürecin sonucu da olabilir planlanmış ve istenen bir durum da.Kadın sünneti bu gücün elinden alınmasının en belirgin göstergesi.Kadın sünneti(Female genital mutilation) temelde 3 çeşitte olmakla beraber Afrika’daki bölegelere göre çeşitlilik de gösteriyor.Amacı klitorisin ve bazen labia majora ve minoranın(büyük ve küçük dudaklar) alınması ve böylece kadının cinsel birleşmeden zevk alınmasının engellenmesi.İlk ne zaman görüldüğü bilinmemekle beraber Grek papirüslerinden İ.Ö 163 yılında Mısır’da kadın sünnetinin yapıldığı biliniyor.Kadının cinsel aktiviteden zevk alamaması erkeğin seksüel anlamda vasıflı veya vasıfsız olmasının anlaşılamaması demek.Hakim gücün kaybedilmesi ile bütün vasıfsız ve yeteneksiz erkeklerin egemenliği başlamış oluyor.Seksüel seçilimdeki güç dengesinin kayması hayatın diğer bölümlerinde de vasıfsızların yüksek kademelere gelmesinin önünü açıyor ve bunu normal gösteriyor.Bu nokta ise meritokratik yönetim şeklinin sona ermesi anlamına geliyor.Burada karşı çıkabilir ve seksüel anlamda başarının meritokratik yönetimde vasıflı olma ile ilgili olmadığını söyleyebilirsiniz.Burada anlatılan zaten seksüel açıdan başarılı olan her erkeğin vasıflı olduğu iddiası değil;kadının seçme gücünün hile ile elinden alınmasının normal karşılanması ile toplumun diğer alanlarında karşılaşılan haksızlıklara ve hilelere söz söyleyemememiz.Çünkü insanın daha en özel olaylarına hile karışmışsa toplum önünde olan haksızlıklara söz söylemesi beklenemez.

Sonuç olarak toplumda eğer “hak eden kazansın” cümlesinin geçerli olmasını bekliyorsak öncelikle seksüel seçilimde hak edenin kazanmasını sağlamalıyız.Bu ise özellikle müslüman toplumlarında kadının elinden alınan seçme gücünün tekrar kazandırılması ile mümkün olabilir.